
Zaten zayıfsın, neden koşuyorsun, koşuyorsun da ne oluyor?”
Bu soruyu yıllardır duyuyorum. Her seferinde tebessüm ettirirken bir yandan da düşündürüyor. Çoğu zaman iyi niyetli, bazen şaşkınlıkla, bazen de hafif bir yargıyla soruluyor. İltifat gibi duran ama arkasında güçlü bir varsayım barındıran bir cümle.
Çünkü bu cümle, aslında toplum olarak sağlıkla, sporla ve bedenimizle kurduğumuz ilişkinin ne kadar “tartı odaklı” olduğunun bir özeti. Çoğu insan için spor; akşam kaçırılan yemeğin bir bedeli, tartıdaki rakamı düşürmek için çekilen bir çile veya sadece estetik bir kaygı. Oysa spor bir ceza değil, bir yatırımdır.
Toplumun büyük bir kesimi, sporu maalesef bir “borç ödeme” mekanizması olarak görüyor. “Dün çok yedim, bugün iki katı koşmalıyım ya da spor yapmalıyım “mantığı, sporu bir cezaya dönüştürüyor.
Zayıfsan tamamlanmışsındır.
Zayıfsan daha fazlasına gerek yoktur.
Zayıflık=sağlık
Fonksiyonel tıp sağlıklı yaşam wellness koçu ve master atlet olarak benim dünyamda durum çok farklı. Ben zayıf kalmak için koşmuyor, spor yapmıyorum. Ne kadar yaşayacaksam o sürede sağlıklı olabilmek, kaliteli yaşayabilmek, zihnimi her gün yeniden disipline etmek, modern dünyanın bize sunduğu o “konforlu yaşlanma” tuzağına düşmemek için koşuyor ve spor yapıyorum.
Koşmak ya da spor yapmak benim için bir “fazlalık” değil. Bu, kendime yaptığım uzun vadeli bir yatırım…
Aslında, “zaten zayıfsın” cümlesinin görünmeyen yükü: “senin çabana gerek yok” tur. Oysa spor yapılmadığında, beden geriler. Ve yaş ilerledikçe bu geri gidiş hızlanır.
Koşmak ya da spor yapmak: Güçlü kalabilmenin, yaş aldıkça bedensel kapasiteyi koruyabilmenin, yaşamın değişen temposuna sağlıklı biçimde adapte olabilmenin bir yoludur.
Bu estetik bir kaygı değil, fonksiyonel bir seçimdir.
Spor yaparak, bedeninizle diyalog kurabilirsiniz, stresli bir günün ardından zihinsel bir reset atabilirsiniz. Ve doğada var olmanın en yalın halini yaşayarak iyi hissedebilirsiniz.
Belki de sorulması gereken soru “Zaten zayıfsın, neden koşuyorsun?” değil,
“Bedenim bana ne anlatıyor?”
“Onu gerçekten dinliyor muyum?”
“Sadece nasıl göründüğü ile mi ilgileniyorum, yoksa nasıl hissettirdiğiyle mi?” olmalı.
Ayrıca, zayıf olmak, sağlıklı olmanın garantisi olmadığı gibi yeterli de kabul edilmez. Çünkü vücut ağırlığı tek başına bir sağlık göstergesi değildir. Sadece görsel bir bilgidir.
Sağlık ise; metaboliktir, hormonaldir, kas-iskelet sistemi ile ilgilidir, zihinseldir, dengedir, stresi iyi yönetebilmektir.
Bilim bize şunu çok net söylüyor: Normal kiloda ya da zayıf bireylerde de metabolik riskler görülebilir. Kas kaybı, düşük kemik yoğunluğu, insülin direnci ya da kronik yorgunluk; beden zayıf görünse bile sessizce ilerleyebilir.
Hareketsiz bir beden, kilo alsın ya da almasın hareketsizdir. Zayıf göründüğümüz zamanlarda da iyi uyuyamıyor olabilir, sürekli yorgun hissedebilir, stresle baş edemeyebiliriz. Çünkü beden, tartıdaki sayıdan çok daha fazlasıdır.
Spor yapmak ya da koşmak kilo vermek için mi yapılır?
İleri yaşla birlikte; kas kütlesi azalır, kemik mineral yoğunluğu düşer, dayanıklılık kapasitesi geriler. Araştırmalar şunu da gösteriyor: İleri yaşta düzenli antrenman yapan bireylerde fizyolojik yaş, kronolojik yaştan daha gençtir. Yani mesele hem “Genç kalmak” hem “Fonksiyonel kalmaktır.” Bedenime yük bindirmeyi de dinlenmeyi de öğrenerek vücudu dengede tutmaktır…
Spor yapmak ya da koşmak yaş alma sürecine karşı bir savaş değil; onu bilinçli şekilde yönetme aracıdır. Kalp sağlığına, kemik yoğunluğuna ve hücresel yenilenmeye yapılan en karlı yatırımdır.
Spor yapmak çoğu insanın zihninde tek bir yere sıkışmış durumda: Kalori yakmak…
Oysa koşmak ya da spor yapmak “zayıflamak için” değil, metabolizmayı sağlıklı tutmak için güçlü bir araçtır. Spor, metabolik sağlığı iyileştirir. Yani sporun etkisi bedenin iç dengesinde görülür. Beden dengeye geldikçe eksiklikler tamamlanır, fazlalıklar (buna kiloda dahil) atılır.
İşte bu iç dengeyi merkeze alan yaklaşım, günümüzde “wellness” adı altında sunulan pek çok anlayışla aslında örtüşmüyor.
Bugün Wellness çoğu yerde” ince, fit, estetik “görünmekte eş tutuluyor. Sosyal medyada: yorgun ama fit görünen bedenler, sürekli aç ama disiplinli sanılan insanlar. İnanılmaz ama 30 gün su orucu tutanlar. Dinlenmeyi suçlulukla yaşayan bireyler… Oysa Wellness; bedenin sınırlarını bilmek, ne zaman duracağını fark etmek sadece daha fazlasını değil, yeteri kadarını seçebilmektir. Çünkü gerçek wellness daha çok antrenman değil, doğru dozda antrenman, aç kalmak değil, sağlıklı ve dengeli beslenmek, bedenini sürekli zorlamak değil, bedenle sürdürülebilir bir ilişki kurmaktır.
Aynı zamanda yeterli ve kaliteli uyuyabilmek, stresi yönetebilmeyi öğrenmek ve toparlanmaya bilinçli olarak alan açmaktır. Çünkü beden, yalnızca yüklenerek değil, dinlenerek ve onarılarak da güçlenir. Bu nedenle wellness, kısa vadeli performansın değil, uzun vadeli iyilik halinin adıdır.
Wellness; bugünde, yarında, gelecekte de sağlıklı ve dengeli olmak, iyi hissedebilecek bir beden inşa etmek, bütünsel olarak iyi görünmektir.
Yukarıdaki fotoğraf, 15 km zorlu bir parkuru olan yarışın son metrelerinde çekilmiştir.