
Yaşlandıkça küçülmek zorunda değiliz. Aksine: beden, zihin ve ruh olarak büyümek mümkün.
Toplumda yaygın bir görüş var: Yaş ilerledikçe daha az hareket etmeli, daha az spor yapmalı, daha az yemeli, daha az hedef koymalı, daha az hayal kurmalıyız. Kısacası: küçülmeliyiz.
Oysa ben, master atlet ve sağlıklı yaşam koçu olarak bu pasif direnişe karşı çok net bir tez savunuyorum: Yaş aldıkça küçülmemeli; aksine bedenen, zihnen ve ruhen büyümeye devam etmelisiniz.
İddiam net: Yaşlandıkça beden, zihin ve ruh olarak küçülmek zorunda değiliz. Mevcut durumumuzu koruyabilir hatta büyümeye devam edebiliriz.
Bu sadece bir motivasyon cümlesi değil. Bu, bilimle, fizyoloji ile, psikoloji ile ve en önemlisi yaşanmış hayatlarla desteklenebilen güçlü bir tezdir.
Bu tezim sadece teorik bir bilgiye değil, bizzat yaşadığım bir meydan okumaya dayanıyor. Koşmaya 42 yaşında başladım. Kariyerimin bir döneminde üst üste gelen sakatlıklarla boğuşurken, çevremdeki sesler -doktorlar dahil- hep aynı şeyi söylüyorlardı: “yaşın ilerledi, sporu azaltmalısın, belki de koşmayı tamamen bırakmalısın. Koşuyorsun da ne oluyor?
Ben pasif bir kabullenişi değil, araştırmayı, sakatlıklarımın kök nedenlerine inerek, bilim ve iradenin ışığında bedenimi daha akıllıca eğitmeyi seçtim. Sonuç mu? O ”bırak” denilen yaştan sonra üç Türkiye rekoru kırdım, sayısız şampiyonluk kazandım.
Bu rekorlar sadece parkurdaki hızımın bir göstergesi değil, ”yaş aldıkça küçülmeyi reddeden, sınırları her gün yeniden çizen” irademin sonucudur.
Yaşlanma çoğu zaman “kayıp” üzerinden anlatılır: kas kaybı, hız kaybı, güç kaybı, esneklik kaybı… Oysa bilim bize şunu söyler: Kas kaybının (sarkopeni) temel nedeni takvim yaşı değil, hareketsizliktir. Kas kütlesi kullanılmadığında azalır. Kemik yoğunluğu yük verilmediğinde düşer. Beyin yeni uyaran almadığında yavaşlar. Yani asıl sorun yaş değil, hareketsizliktir. Asıl risk spor değil, sporsuzluktur. Doğru dozda, doğru planlanmış hareket; ilerleyen yaşta bir lüks değil, biyolojik bir zorunluluktur.
Yaş aldıkça insanlara en sık verilen tavsiye: “artık kendini çok yorma.”
Bu iyi niyetli ama eksik bir cümledir. Çünkü beden korunarak değil, akıllıca zorlanarak sağlıklı kalır.
Yaş aldıkça daha az değil; daha bilinçli, daha planlı ve daha fonksiyonel hareket etmeliyiz.
Hareketi azaltmak yaşlanmayı yavaşlatmaz, hızlandırır.
· Hareket eklemlerin can suyudur. Eklemler, doğru form ve kontrollü yüklenme ile kendini yenileyen canlı mekanizmalardır.
· Kalp, sadece yaşamı sürdüren organ değil, çalıştırıldığında kapasitesini genişletebilen ve verimliliği arttıran performans merkezidir.
· Sinir sistemi, konfor alanının dışındaki her yeni yüklenmede kendini yeniden yapılandırarak ustalık moduna geçer.
Elbette burada mesele ”daha fazla” değil, “daha akıllıca” hareket etmektir. Ama hareketi azaltmak, yaşlanmayı yavaşlatmaz; hızlandırır.
Daha Az Yemek Değil, Daha İyi Beslenmek!
Bir diğer yaygın söylem: “yaşlandıkça daha az yemelisin”
Hayır. Yaşlandıkça daha bilinçli, daha kaliteli, daha besleyici ve daha fonksiyonel beslenmelisin. Yaşlandıkça protein ihtiyacı azalmaz, aksine artar. Mikro besin ihtiyacı azalmaz, hassaslaşır. Enerji ihtiyacı düşebilir ama besin değeri ihtiyacı düşmez. Buradaki mesele kısıtlama değil, fonksiyonel beslenmedir.
Zihin ve Ruh Da Kas Gibidir!
Zihinsel ve ruhsal alan için de tablo aynıdır. Kullanılmayan zihin körelir. Hedefi olmayan ruh daralır. Yeni şeyler öğrenmek, yeni deneyimlere açık olmak, yeni hedefler koymak yaşa bağlı değildir. Bunlar canlı kalmanın göstergeleridir. İnsan, yalnızca yaşadığı yıl sayısıyla değil; her şeye rağmen, kaç kez kendini yeniden inşa etmeye cesaret ettiği ile ölçülür.
42 yaşında koşmaya başlamak bir “olağanüstülük” değildir. Asıl olağanüstü olan, toplumun bunu hala şaşkınlıkla karşılamasıdır. Beden geç başlasa da adapte olur. Zihin geç karar verse de öğrenir, ruh geç uyansa da büyür. Geç olan tek şey, başlamamaktır.
Küçülmeyi Reddetmek Bir Seçimdir!
Yaş almak pasif bir süreçtir. Ama yaşlanma aktif bir tercihtir.
· Hareket etmeyi seçeriz ya da vazgeçeriz.
· Öğrenmeyi sürdürürüz ya da durdururuz.
· Gelişimi isteriz ya da kabuğunuza çekiliriz.
Ben küçülmeyi reddediyorum. Çünkü bedenim hala öğrenebiliyor. Zihnim hala merak ediyor. Ruhum hala daha fazlasına alan açıyor. Ve biliyorum ki:
“İnsan yaş aldıkça küçülmek zorunda değil. İsterse, büyümeye devam edebilir.
Eğer illa küçülmeyi seçecekseniz; bunu bedeninizde, zihninizde ve ruhunuzda değil, para, mevki ve güç sahibi olduğunuzda egonuzda ve kibrinizde yapmak daha fonksiyonel bir karar olacaktır.